Kanmaz en uzun buseye,öptükçe susuzdur,
      Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;
      İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan.
      Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.
  Aşka tuzu ancak Yahya Kemal gibi bir büyük şair böylesi bir ustalıkla katabilirdi.Yarin dudağındaki o baştan çıkarıcı,o doyumsuz arzu ve zevklerin anahtarı bir nebze tuzu hayatımızdan çıkarıp atsak büyük harfli insandan geriye her halde fazla bir şey kalmazdı.Aşımıza da aşkımıza da tat veren hep o.Ya da tümden tadımızı kaçıran...Hem de şu dünyaya geldiğimizden bu yana...Tuz,yer küresini paylaşan tüm canlıların,özellikle de biz insanların şiddetle ihtiyacı olan bir mineral.Her ne kadar bir keçi gibi dağlarda durmadan kaya tuzu yalamıyorsak da onsuz bir hayat bizler için de düşünülemez.
  Adı eski çağlardan bu yana ekmekle,yani insanlığın en temel gıdasıyla birlikte anılan tuz,bütün toplumlarda vazgeçilmez bir unsur olmuş.Eski Ahit’te”Rabbin önünde ebedi tuz ahdidir.”sözleri geçer..Yeni Ahit’te ise “Toprağın tuzu,Yaradan’ın öyküsünü anlatsın.”denir.Yeni evlenen çiftler Hristiyanlıkta şarap,ekmek ve tuzla kutsanırlar.Pek çok dilde tuzla insan ilişkisi üzerine kurulmuş deyimler kullanılır.Örneğin,Yunanlılar”Tuza karşı günah işleme.”derken,İranlılar ise “Tuza ihanet etme.”derler.Bizdekilere gelince,neredeyse saymakla bitmeyecek kadar çoktur tuzlu deyimlerimiz ve adetlerimiz.
  Hangimiz koyu bir bezginlik ve mutsuzluk anında”Artık benim için hayatın tadı tuzu kalmadı”dememiştir?Ya da sabrımızı taşıran bir durumda”Bu da artık tuz biber ekti”cümlesini sarf etmemiştir?Olumlu bir işe katkı yapanların ise soylu tevazularının sembol kelimeleridir.”Çorbada tuzum bulunsun”deyimi.Çarşıya pazara çıkıp da  kasıp kavuran pahalılıkla çarpılanlar bir yandan başlarını iki yana sallar,bir yandan”amma da tuzluymuş”derler.Kalkışılan bir işin ya da alış verişin umulandan daha fazla maddi yük getirmesi durumunda da hemen”tuzluya patladı”denir.”Tuzu kuru olan”ların hayatlarına kimi zaman gıptayla bakılır,kimi zaman da “tuzsuz aşım,dertsiz başım”sözlerinde bir avuntu aranır. 
Kazayla elden düşürülen cam vazo kırılır, bin parçaya bölünür ve ‘Tuzla buz olur’ sevgilin ihanetiyle karşılaşan yürek de ......  Gönül yarasını unutmaya çalışana sakın hatırlatmayın
O eski günleri, yoksa ‘yarasına tuz basmış ‘olursunuz. Gençler şakalaşırken ‘koklayayımda  kokma ‘ diye kıkırdaşır. Huysuz kaynanalar, önlerindeki tabağı ‘ ya benim  ya da bunun tadı tuzu yok ‘ diye iterler. Yolsuzluklar ayyuka çıktığında ve bu yolsuzluklar beklenmedik irtifalara ulaştığında, yaşını başını almış büyükler’ et kokarsa tuz basarsın  ya tuzda kokarsa’ diye mırıldanırlar.
Anadolunun bazı yörelerinde hala tuz aracılığı ile duygu ve düşünceler ifade edilir. Genç kızlar yemeğin tuzunu kasıtlı olarak kaçırarak evlenme arzularını açığa vururlar kimi dağ köylerinde konuğa ilk ikram biraz tuz, biraz biber ve bir dilim ekmektir. Nede olsa ‘tuzla biber hızlı gider’ hamile bir kadının başına belli etmeden tuz serpilirse doğacak bebeğin cinsiyetini tesbit için hiç bir modern tıbbi cihaza gerek kalmayabilir. Nasılsa anne adayı burnunu ellerse oğlu, ağzını ellerse kızı olacak demektir. Tuzun yararları sevmekle bitmez.
Eğer kem gözlerden korkuyorsanız yine tuza başvurun bir avuç tuzu başınızdan şöyle bir geçirip ateşe atıverin. Göreceksenz nasılda turuncu alevlerle çatır çatır yanacaktır o tuz.
İçiniz rahat olsunartık uzun süre nazara gelmezsiniz. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan tuz, neyseki dünyamızda ve Tuz gölümüzde bol bol var . denizler göller, kayalar..
Türkiyede tuz kaynakları açısından çok zengin yani sofralarımızın tuzsuz kalma tehlikesi yok .üstelik artık yanında başka bir arkadaşı daha var: iyot.yaklaşık iki yıl önce alınan bir kararla gıda kodeksi çerçevesinde Türkiyede iyotsuz sofra tuzlarınınsatışı tamamen yasaklandı. Bunun gerekçesi türk tüketicilerinin zeka düzeyini sekiz puan yükseltmekti. Bu kararı uygulamayan tuz üreticileri ve satıcılarına ise altımilyarlira ceza uygun görülmüştür. Doğrusu 8 puanlık bir toplumsal zeka artışı için çok daha fazlası bile değer. Bir insan, iyotlu yada iyotsuz günde ortalama dokuz gram tuz tüketiyormuş oysa vücüdumuzun günlük gereksinimi sadece iki gram. Yani yarım çay kaşığı kadar.
Daha fazlasının zararı üzerine her gün bir yığın haberle karşılaşıyoruz . böylesine elzem bir maddenin fazla kullanımının yol açabileceği hastalıkların listesi  gerçektende herkesi dehşete düşürecek ölçeklerdedir: görme bozuklukları böbrek yetmezliği, kalp ve damar hastalıkları, felç, kanser...oysa kütür kütür bir salatalık turşusu, yada üzeri incecik kıyılmış dere otu ile süslü küçük bir tava tuzlu balıktan vazgeçmek hiç de kolay değildir.
Neyseki arada bir iyi haberler de duyuyoruz.Time dergisi, geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını yayınlayarak yüeklerimize su serpti.
Sahanda yumurta fotorafı ileverilen haberde şimdiye kadar uzmanlarınkara listeye aldıkları yumurta,margarin ve tuzun aklandığı, sanıldığı kadar zararlı olmadıkları müjdesi veriliyordu. Medya yoluyla sağlığımızı yönlendirmekçok kolay bir yöntem gibi görünsede,aslında son derece zor ve atta akıl karıştırıcı.
Birbirinin neredeyse tam aksi bir yığın tez.....ve çoğuda bizimtuzla ilgili.Ama seyrekte olsa,sağlık dışı haberlerede konu olabiliyor tuz.
TUZUN KEŞFİ
Eski bir Türk atası olan Tutuk günlerden bir gün ava çıkmış ve bir geyik vurmuştu.Geyiği kebap edip yerken nasıl olmuşsa,etten bir parça yere düşmüş ve bu et parçası telef olmasın diye  onu alıp yemişti. Yere düşen eti alıp yiyince etin lezzetinin değişmiş olduğunu gördü .Meğerse orası tuzlu bir yermiş .Ete tuz bulaşınca birden tadını değiştirivermiş.Böylece tuzu keşfeden Tutuk, herkese  ete tuz koymalarını ve öyle yemelerini emretmiş.
Bir başka keşif hikayesi ise Hazreti İbrahim zamanında hacca gidenler için,mükafat olarak cennetten alınan tuzun hediye edildiği söylenmektedir.
TUZ DEYİMLERİ
Tuz ekmek hakkı bilmeyen iki gözden olur.
Tuzdan leziz, sudan aziz bir şey yok gibidir.
Her nesnenün tuzu vardır.Ahilik ve şeyhlik tuzı, ekmeği kazanup miskinlere yidürmekdür.
Tuzu sağa sola dökme, sıtmalı gibi konuşmalar yapma, ekmeğin üzerine basma
Açık yaraya tuz atılmaz
Boynuna tuz torbası takma, evlenipde sorumluluk alma
Tuzlu yedirdiğinde su da içir
Kadın tuz der erkek cız der
Tuzsuz koyun, tuzlu koyunu yalaya yalaya bitirir.
Tadsız çorbaya  tuz kar etmez
Arsıza söz, kokmuşa tuz kar etmez.
İşin içine çok aşçı girerse çorbanın tadı tuzu kalmaz

TUZUN  TAD DIŞINDA KULLANIMI
Buz dolabının iyi soğutması için, içine bir torba tuz koyun, dolabın içindeki nemi alacaktır.

 

TUZLU KAHVE
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki şirin kafe ye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı..
"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.." Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..
Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..
Delikanlı anlattı:
"Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.." Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak.. Ve bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii.. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi ve sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine, içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü..
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında..
"Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?. Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiç bir sebep yok.. İste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu, tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.
Lafı açıldığında bir gün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının..
"Çok tatlı…..!" dedi..

 

Tuzda Pişirilmiş Balık

Tuzda pişirilmiş balık

Tuz kaplanarak fırında pişirme tekniği, bence balık pişirmenin en güzel tekniklerinin başında gelir. Zira ısınınca sertleşen ve neredeyse bir çimento etkisi gösteren tuzlu sıva, balığın tüm kendi lezzetinin içeride hapsolmasını sağlıyor. Böylelikle de balığın lezzetini azami ölçüde hissedebiliyorsunuz. Tuzda balık belli başlı balık lokantalarında yapılan ama evlerimizde pek tanımadığımız bir pişirme yöntemi. O nedenle bu muhteşem tekniği bilmek hoşunuza gider diye düşündüm.

Tuzda balığı en son geçen hafta İzmir’de, İnciraltı Mercan balık lokantasında yedim. İzmir’e gidiş nedenim, ihracatçılara yönelik geniş katılımlı bir konferansın konuşmacısı olmamdı. "Yeni Dönemde Kárlı Büyümenin Yolları" isimli konferansıma ilgi tahminimden çok fazla oldu.

Ama katılımcılar arasında birkaç kişi vardı ki, benim için en güzel sürpriz onlardı: Yatılı okulda (İzmir Maarif Koleji-BAL) yedi sene birlikte okuduğumuz ve 1972 yılından beri görmediğim arkadaşlarım. Hemen oracıkta bir organizasyon yapıp, 6 sınıf arkadaşı, akşam yemeği için İnciraltı’daki Mercan balıkçısına gittik. Mercan Balık, işine gerçekten düşkün insanların yeri. Çok sevdim. Özellikle de tuzda pişirdikleri 2.5 kg. ağırlığındaki iri deniz levreğini. Ama ızgara kalamar da mükemmele yakındı. İnciraltı Mercan’ın genelde çok iyi ve önerebileceğim bir balık lokantası olduğunu söyleyebilirim.

NASIL YAPACAKSINIZ

Tuzda balık yapmak için ihtiyacınız olan malzemeler şunlar: 1.5-2 kg ağırlığında iri levrek; 4 yumurta beyazı; 1/2 su bardağı su; 3 kg. iri kaya tuzu ya da sofra tuzu.

Yapılışı ise şöyle: Fırınınızı 1850C dereceye ayarlayıp ısıtın. Büyük bir kase içinde yumurta beyazları ile suyu çırpın. Tuzu ilave edip elinizle yoğurarak bir bulamaç elde edin. Balığın boyundan en az 5 cm. daha uzun bir fırın tepsisinin tabanına bulamacın üçte birini elinizle yayarak yerleştirin. Üstüne temizlenmiş ve kurulanmış bütün balığı oturtun. Geri kalan bulamacı balığın üzerine sıva yapar gibi hiç delik bırakmayacak şekilde sıvayın. Bir spatula ile tuzlu bulamacın yüzeyini düzleştirin. Isınmış olan fırında 40-45 dakika kadar pişirin.

Servis için: Fırın tepsisini masanın üzerine ya da yanındaki servis masasına getirin. Bir çekiç ve keski kullanarak sertleşmiş olan tuzu kırın, ama fazla parçalamamaya dikkat edin. Ardından, iri kırılmış tuz parçalarını dikkatle dışarı alın. Balığın derisini soyun ve etlerini önceden ısıtılmış tabaklara paylaştırın. Deriyi soyarak servis ettiğiniz için balık tuzlu bir lezzet vermeyecektir.

Alternatif balıklar: İri deniz levreği bu teknikte çok iyi sonuç vermekle birlikte siz dilerseniz başka balıklar da kullanabilirsiniz. Önereceğim balıklar arasında iri fangri, iri sinarit, çok büyük olmayan somon veya lağos da çok iyi netice verir. Balıkların bütün olarak kullanılması gerekir. Dilerseniz bir spatula ile tuzlu bulamaç üzerine balık şekli de verebilirsiniz

Neden Tuz?